Dublin

Selam 🙂

Geçtiğimiz hafta Tourism İreland tarafından Irlanda’ya davet edilmiştim. Günlerimiz oradayken dolu dolu geçti gerçekten. Eğer Dublin’e gitme düşünceniz varsa umarım aşağıdaki liste yardımcı olabilir!

Little Museum of Dublin: İrlanda ve özellikle Dublin’in 1900 senesinden beri anlatan bir müze. Müze adı üstünde küçük, koskoca yüz yıllık hikayesini iki odaya sığdırmışlar. İrlanda tarihi benim okulda pek okuldayken işlemediğim bir konuydu, o yüzden hiç birşey bilmiyordum ama çok zengin ve zorlu bir tarihi var Irlanda’nın. Ingilizlerden ayrılıp kendi ülkelerine sahip çıkmaya çalışmalarından, kendi kültürlerini saklamalarına… Eğer benim gibi tarihe meraklıysanız kesinlikle öneririm 🙂

Christchurch Cathedral: Dublin’in iki ana kiliselerinden biri bu. Tepensine tırmalıp Dublin’e tepeden bakabileceğiniz, ya da madene inip eski krallığın hazinelerini görebileceğiniz bir yer. Bu arada söylemeden geçemeyeceğim – Reign ve The Tudors dizileri burada çekilmiş.

Dublinia: Dublin’in Viking müzesi – Vikinglerin en büyük yerleşim mekanlarından biri Dublinmiş. Müzede onların yaşam biçiminden, Irlanda’nın büyük “patates açlığından” bir çok tarihe dokunuyor.

Bloomsday: Her 16 Haziran’da Dublin’de kutlanan bir gün. James Joyce isimli yazarın yazdığı Ulysses kitabı iki karakterin Dublin’den geçişini anlatıyor. Bunun onuruna da herkes 16 Haziran’da eski zamanlardaki gibi giyiniyor. En en sevdiğim günlerden biriydi kesinlikle.

Dalkey: Dublin’in biraz uzağında olan bir “köy”. Çok tatlı evler ve büyük kaleler var. Eğer kaleleri gezmeye karar verirseniz kalenin eski yaşayanları ile karşılaşınca şaşırmayın, benden söylemesi 🙂

Yürüyüş Turu: Normalde yürüyüş turlarını pek sevmem açıkçası çünkü şehirin hep klasik turistik yerlerini gezdirirler. Ama bu sefer Making Space isimli bir firma ile Dublinliler nerelere giderler, neler yaparlar turu gibi oldu. Şehirin en değişik mağazalarını gezip farklı farklı daha local yerler gezdik.

Grafton: Dublin’in ana caddesi. Bütün mağazalar ve kalabalık orada, görmeden olmaz tabii ki ama ben çok çok beğenmedim.

St Stephen’s Green: Dublin şehir içindeki en büyük park. En azından içinden geçmeye değer bence, çok keyifli 🙂

Temple Bar: Aslında sadece bir pub olarak bilinen Temple Bar işimini bütün çevresine vermiş. Dublin’in yeni sanatsal bölgesi gibi bir yer bence. Londra’daki Shoreditch ile karşılaştırabilir. Bir kaç saatinizi ayırıp oralarda bir yürüyün bence – mağazalara girip çıkın, bayılacaksınız 🙂

Guiness Storehouse: Açıkçası Amsterdam’daki Heineken müzesini o kadar sevmiştim ki bu Guiness’e de bir an evvel gitmek istedim. Maalesef hem çok kalabalık hem de beklediğim kadar güzel çıkmadı. Oraya buraya birkaç fotoğraf aşmışlar ve o kadar kişiyi omuzlaya omuzlaya bakabilirsunuz ancak. Keşke Heineken’deki gibi turlar yapsalar.

Glasnevin Cemetery: Avrupa’nın en en güzel mezarlıklarından biri. Irlanda’nın en önemli insanlarının bulunduğu bakarken büyülendiğiniz ama sonradan kendinize bir mezarlık olduğunu hatırlatmanız gereken bir yer. Kesinlikle tur almanızı öneririm çünkü orada bulunan insanların hikayelerini dinlemek garip bir şekilde çok ilgi çekici.

Trinity: İsimini kesin duyduğunuz üniversite, kampüs mükemmel kesinlikle kütüphanesi gitmeseniz bile (Harry Potter’daki kütüphane) içinden geçmeye kesinlikle değer 🙂

Bisiklet Turu: Yürüyüş turundan biraz daha farklı olan bisiklet turunu da yaptık beni bu turda en çok büyüleyen herhalde G. Bernard Shaw’ın evini görmek oldu sanırım. Bisikletle daha hızlı gidebildiğimiz için şehiri daha bir bütün olarak gördük – turu yapan adam da çok komikti. Biz Dublin City Bike Tour ile dolaştık.

National Gallery: Sanırım 10 sene kapalı kalıp yeniden açılan Dublin’in (hatta sanırım Irlanda’nın) en büyük müzesi. Biz gezerken Vermeer sergisi vardı içeride. Çok ihtişamlı ve büyüleci. Özellikle sanata ilginiz varsa kesinlikle ama kesinlikle öneririm.

 

Follow:

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *